“İlişkimize ara verelim” ve meali…

Hepimizin yaşamında “hayatımın en güzel ilişkisi” diye tanımladığımız birlikteliklerimiz olmuştur. Bu ilişkilerde her şey çok güzel başlamış, çok heyecanlı gelişmiştir. Neredeyse her gün gözlerinizin içi gülerken, hiç beklemediğiniz bir anda göz ardı edilen sorunların kendini göstermesiyle ilişki tıkanabilir ve “Tamam mı, devam mı?” sorusuyla karşı karşıya kalabiliriz. Bu noktada bazılarımız ilişkiyi zorla devam ettirmeye çalışır, bazılarımız kavgalar sertleşmeden ayrılır, bazılarımız ise birlikteliği yıpratmamak adına bir süre ara vermeyi tercih eder.

Bir ilişkide en nefret ettiğim şey ara vermektir. Yemek yerken ara verirsin anlarım, spor yaparken ara verirsin onu da anlarım ama bir ilişkiye ara vermenin mantığını çözebilmiş değilim?! Neye ara veriyoruz pardon? Bu ara verme olayının açılımını her zaman merak etmişimdir.

Yaşasın, ara verdik!
Yaşasın, ara verdik!

Lise birinci sınıf öğrencisiyken bir çocukla sevgiliydim, çocuk saçları dik, solmuş Metallica yazılı tişört giyer, omzunda gitarı ile dolaşırdı. Zaten komşumuz da olması vesilesiyle hayallerimin erkeği olmaya torpille hak kazanmıştı. Çalmayı bir türlü öğrenemediği gitarıyla bana aşk şarkıları yapacağının hayalini kurar dururdum. O kadar metalci bir çocuk olmasına rağmen, Nilüfer’in “Caddelerde Rüzgar” şarkısının, hüzünlü bir sonbaharı anımsatan melodisini ötürür dururdu. Yine de kalbimi fethetmişti. Gençlik işte… Ben lisedeyim, çocuk üniversite birinci sınıfta. Ölüyoruz aşktan, ne ağlamalar, ne büyük büyük sözler… Sanki evrendeki tek büyük aşk bize aitmiş, Leyla ile Mecnun da halt etmiş gibi ölüyoruz birbirimiz için.

Veda günü gelip çattığında, salya sümük ağlayarak uğurladım çocuğu… Kalbimde derin sızı, aylardan zaten eylül. Her şey aşk depresyonuna girmek için mükemmelken, günler günleri kovalamış ve bizim tartışmalarımız bitmek bilmemişti. Üniversiteli çocuk, partiler, eğlencelerde… Ne yapacak başka? Ben ise zavallı bir liseli, hala daha “Derinden derine ırmaklar ağlar, uzaktan uzağa çoban çeşmesi” bölümündeyim hayatın. Partili günlerime daha yıllar var. Aklımdan kurdukça kuruyorum. Bu çocuk benim kurmalarımdan bıkmış olmalı ki, bir gün beni aradı ve ilişkiden bunaldığını biraz ara vermek istediğini söyledi. Çakala bak sen ya, ver arayı git üniversiteli kızlarla köpük partileri yap! (O yıllarda hayalimdeki üniversite profili böyleydi; yıllar sonra gerçeğin, bir bardak içkiyle geçirilen bütün bir gece olduğunu öğrenecektim…)

Al, kırdın kırdın!
Al, kırdın kırdın!

Biraz paniklemiş olsam bile, “Tamam” dedim. Galiba o günden beri hala ara veriyoruz. Gerçi adam evlendi, iki tane de çocuğu oldu ama ben hala ara verdiğimize inanmak istiyorum.

Geçen aylarda da, sitede bir adamla yazıştım. Ama flört etmek gibi bir niyetim yoktu. Kendisi de sevgilisiyle ara vermiş, biraz kafa dağıtmak istiyormuş. Böyle de dürüst yani… Sordum “Nedir bu ara ya?” diye. Hayır, lise yıllarında mantıklı geliyordu da, otuza sayılı zamanlar kala bu ara verme işlemi bana oldukça çocukça geliyordu. Adam beni bu konuda aydınlattı.

Adamın epey uzun süreli bir ilişkisi varmış, neredeyse beraber büyümüşler, her ilki beraber tatmışlar. “Onsuz bir hayatı hiç düşünmemiştim, bunu düşünmediğimi fark ettiğim gün merak ettim” diyor. Bütün bir gençliğini verdiği kadın olmadan yaşayıp yaşayamayacağını, başka bedenleri arzulayıp arzulamadığını görmek istediğini söyledi. Bir nevi ruhsal maceraya atılmak istemiş. Fakat hemen pişman olduğunu ekledi, şimdiki bekar kadınları anlayamadığını ve insanların hissettiklerini yaşamak yerine, onlara indirgenenleri hissetmeye çalışmalarını anlamlandıramadığını söyledi. “Galiba, sevgilimden ara verme saçmalığını istediğim için özür dileyeceğim ve kendisine evlenme teklifi edeceğim” dedi.

Belki de ara vermek, düşündüğüm kadar çocukça değildir. Belki de sağlıklı olanı, bazen uzaklaşmaktır…

Sahi, haftaya şu “Hissettiğimizi mi yaşıyoruz yoksa bizden istenileni mi hissetmeye çalışıyoruz?” sorusunu ele alacağım. Fikirlerinizi yorum olarak bekliyorum…

Zodyaklı

İlgili Yazılar

Önceki YazıSonraki Yazı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

uye_ol